1st Ayah 1 الأية ١الأوليبِسْم ِ اللهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَنزَلَ عَلَىٰ عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَل
لَّهُ عِوَجًا ۜ
Alhamdu lillahi allatheeanzala AAala AAabdihi alkitaba walam yajAAal lahuAAiwaja
Turkish
Hamd, o Allah'a mahsustur ki kulu (Muhammed'e) kitabi indirdi ve ona hiçbir
egrilik koymadi.
|
Ayah 18:2 الأية
قَيِّمًا لِّيُنذِرَ بَأْسًا شَدِيدًا مِّن لَّدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِنِينَ
الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا حَسَنًا
Qayyiman liyunthira ba/san shadeedanmin ladunhu wayubashshira almu/mineena
allatheenayaAAmaloona assalihati anna lahum ajran hasana
Turkish
Onu dosdogru (bir kitap) olarak (indirdi) ki katindan gelecek siddetli azaba
karsi (insanlari) uyarsin ve yararli isler yapan müminlere kendileri için güzel
bir mükafat bulundugunu müjdelesin.
|
Ayah 18:3 الأية
مَّاكِثِينَ فِيهِ أَبَدًا
Makitheena feehi abada
Turkish
Onlar orada sürekli kalacaklardir.
|
Ayah 18:4 الأية
وَيُنذِرَ الَّذِينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللهُ وَلَدًا
Wayunthira allatheena qalooittakhatha Allahu walada
Turkish
Ve "Allah çocuk edindi" diyenleri de uyarsin.
|
Ayah 18:5 الأية
مَّا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِآبَائِهِمْ ۚ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ
أَفْوَاهِهِمْ ۚ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبًا
Ma lahum bihi min AAilmin walali-aba-ihim kaburat kalimatan takhruju min
afwahihimin yaqooloona illa kathiba
Turkish
Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarinin hiçbir bilgisi yoktur. Agizlarindan
çikan söz ne büyük bir iftiradir. Onlar, yalandan baska bir sey söylemiyorlar.
|
Ayah 18:6 الأية
فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ عَلَىٰ آثَارِهِمْ إِن لَّمْ يُؤْمِنُوا بِهَٰذَا
الْحَدِيثِ أَسَفًا
FalaAAallaka bakhiAAun nafsaka AAalaatharihim in lam yu/minoo bihatha
alhadeethiasafa
Turkish
(Ey Muhammed!) Demek onlar, bu söze (kitaba) inanmazlarsa, onlarin pesinde üzüle
üzüle kendini helak edeceksin!
|
Ayah 18:7 الأية
إِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْأَرْضِ زِينَةً لَّهَا لِنَبْلُوَهُمْ أَيُّهُمْ
أَحْسَنُ عَمَلًا
Inna jaAAalna ma AAalaal-ardi zeenatan laha linabluwahum ayyuhum ahsanuAAamala
Turkish
Biz yeryüzündeki seyleri kendisine süs olsun diye yarattik ki, insanlarin
hangisinin daha güzel amel edecegini deneyelim.
|
Ayah 18:8 الأية
وَإِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَعِيدًا جُرُزًا
Wa-inna lajaAAiloona maAAalayha saAAeedan juruza
Turkish
Süphesiz biz, yeryüzünde olanlari kupkuru bir toprak yapacagiz.
|
Ayah 18:9 الأية
أَمْ حَسِبْتَ أَنَّ أَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّقِيمِ كَانُوا مِنْ آيَاتِنَا
عَجَبًا
Am hasibta anna as-habaalkahfi warraqeemi kanoo min ayatinaAAajaba
Turkish
Yoksa sen Ashab-i Kehf'i ve Rakim'i (isimlerinin yazili bulundugu tas kitabeyi)
sasilacak yetlerimizden mi sandin?
|
Ayah 18:10 الأية
إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ
رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا
Ith awa alfityatu ilaalkahfi faqaloo rabbana atina minladunka rahmatan wahayyi/
lana min amrinarashada
Turkish
O gençler magaraya sigininca söyle dediler: "Rabbimiz! Bize katindan bir rahmet
ver ve bizim için su isimizden bir kurtulus yolu hazirla."
|
Ayah 18:11 الأية
فَضَرَبْنَا عَلَىٰ آذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَدًا
Fadarabna AAala athanihimfee alkahfi sineena AAadada
Turkish
Bunun üzerine biz de kulaklarini tikayarak magarada onlari yillarca uyuttuk.
|
Ayah 18:12 الأية
ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ أَيُّ الْحِزْبَيْنِ أَحْصَىٰ لِمَا لَبِثُوا
أَمَدًا
Thumma baAAathnahum linaAAlama ayyualhizbayni ahsa lima labithoo amada
Turkish
Sonra da iki gruptan hangisinin, onlarin magarada kaldiklari süreyi daha iyi
hesapladigini anlamak için, onlari tekrar uyandirdik.
|
Ayah 18:13 الأية
نَّحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَأَهُم بِالْحَقِّ ۚ إِنَّهُمْ فِتْيَةٌ آمَنُوا
بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًى
Nahnu naqussu AAalaykanabaahum bilhaqqi innahum fityatun amanoobirabbihim
wazidnahum huda
Turkish
Biz sana onlarin kissalarini gerçek olarak anlatacagiz. Hakikaten onlar,
Rablerine iman eden birkaç genç idi. Biz de onlarin hidayetlerini artirdik.
|
Ayah 18:14 الأية
وَرَبَطْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ إِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ
السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَن نَّدْعُوَ مِن دُونِهِ إِلَٰهًا ۖ لَّقَدْ قُلْنَا
إِذًا شَطَطًا
Warabatna AAalaquloobihim ith qamoo faqaloo rabbunarabbu assamawati wal-ardilan
nadAAuwa min doonihi ilahan laqad qulna ithanshatata
Turkish
(Oranin hükümdari karsisinda) ayaga kalkarak dediler ki: "Bizim Rabbimiz,
göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan baskasina ilh deyip tapmayiz, yoksa
saçma sapan konusmus oluruz.
|
Ayah 18:15 الأية
هَٰؤُلَاءِ قَوْمُنَا اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ آلِهَةً ۖ لَّوْلَا يَأْتُونَ
عَلَيْهِم بِسُلْطَانٍ بَيِّنٍ ۖ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَىٰ عَلَى اللهِ
كَذِبًا
Haola-i qawmuna ittakhathoomin doonihi alihatan lawla ya/toona AAalayhim
bisultaninbayyinin faman athlamu mimmani iftara AAalaAllahi kathiba
Turkish
Su bizim kavmimiz, Allah'tan baska ilh edindiler. Onlarin ilh olduguna dair
açik bir delil getirselerdi ya! Allah'a karsi yalan uydurandan daha zalim kim
olabilir?
|
Ayah 18:16 الأية
وَإِذِ اعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ إِلَّا اللهَ فَأْوُوا إِلَى
الْكَهْفِ يَنشُرْ لَكُمْ رَبُّكُم مِّن رَّحْمَتِهِ وَيُهَيِّئْ لَكُم مِّنْ
أَمْرِكُم مِّرْفَقًا
Wa-ithi iAAtazaltumoohum wamayaAAbudoona illa Allaha fa/woo ila alkahfiyanshur
lakum rabbukum min rahmatihi wayuhayyi/ lakum minamrikum mirfaqa
Turkish
(Içlerinden biri söyle demisti:) "Mademki siz, onlardan ve Allah'tan baska
taptiklari putlardan ayrildiniz, o halde magaraya siginin ki, Rabbiniz
rahmetinden size genislik versin ve isinizi rast getirip kolaylastirsin."
|
Ayah 18:17 الأية
وَتَرَى الشَّمْسَ إِذَا طَلَعَت تَّزَاوَرُ عَن كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَمِينِ
وَإِذَا غَرَبَت تَّقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ فِي فَجْوَةٍ مِّنْهُ ۚ
ذَٰلِكَ مِنْ آيَاتِ اللهِ ۗ مَن يَهْدِ اللهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ ۖ وَمَن
يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُّرْشِدًا
Watara ashshamsa itha talaAAattazawaru AAan kahfihim thata alyameeni
wa-ithagharabat taqriduhum thata ashshimaliwahum fee fajwatin minhu thalika min
ayatiAllahi man yahdi Allahu fahuwa almuhtadi waman yudlilfalan tajida lahu
waliyyan murshida
Turkish
Ey Muhammed! Baksaydin günesin dogdugu zaman magaranin sag tarafina yöneldigini,
batarken de sol taraftan onlari makaslayip geçtigini görürdün. Onlar, magaranin
genis bir yerinde idiler. Iste bu Allah'in mucizelerindendir. Allah kime hidayet
ederse, iste o, hakka ulasmistir; kimi de hidayetten mahrum ederse, artik ona
dogru yolu gösterecek bir dost bulamazsin.
|
Ayah 18:18 الأية
وَتَحْسَبُهُمْ أَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌ ۚ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَمِينِ
وَذَاتَ الشِّمَالِ ۖ وَكَلْبُهُم بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَصِيدِ ۚ لَوِ
اطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَارًا وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ
رُعْبًا
Watahsabuhum ayqathanwahum ruqoodun wanuqallibuhum thata alyameeni
wathataashshimali wakalbuhum basitun thiraAAayhibilwaseedi lawi ittalaAAta
AAalayhimlawallayta minhum firaran walamuli/ta minhum ruAAba
Turkish
Bir de onlari magarada görseydin uyanik sanirdin. Halbuki onlar uykudadirlar.
Biz onlari saga sola çevirirdik. Köpekleri de giriste ön ayaklarini ileri dogru
uzatmisti. Eger onlari görseydin, arkana bakmadan kaçardin ve için korku ile
dolardi.
|
Ayah 18:19 الأية
وَكَذَٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَاءَلُوا بَيْنَهُمْ ۚ قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ
كَمْ لَبِثْتُمْ ۖ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ ۚ قَالُوا
رَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُوا أَحَدَكُم بِوَرِقِكُمْ هَٰذِهِ
إِلَى الْمَدِينَةِ فَلْيَنظُرْ أَيُّهَا أَزْكَىٰ طَعَامًا فَلْيَأْتِكُم بِرِزْقٍ
مِّنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ أَحَدًا
Wakathalika baAAathnahumliyatasaaloo baynahum qala qa-ilun minhumkam labithtum
qaloo labithna yawman aw baAAdayawmin qaloo rabbukum aAAlamu bima labithtum
fabAAathooahadakum biwariqikum hathihi ila almadeenatifalyanthur ayyuha azka
taAAamanfalya/tikum birizqin minhu walyatalattaf walayushAAiranna bikum ahada
Turkish
Onlari bir mucize olarak uyuttugumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye
kendilerini uyandirdik da içlerinden bir sözcü söyle dedi: "Ne kadar durup
kaldiniz?" (Kimi) "Bir gün ya da günün bir parçasi kadar kaldik" dediler. (Kimi
de) söyle dediler: "Ne kadar durdugunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Simdi siz
birinizi, bu gümüs paranizla sehre gönderin de baksin, hangi yiyecek daha temiz
ise, ondan size azik getirsin. Hem çok dikkatli davransin ve sizi kimseye
sezdirmesin."
|
Ayah 18:20 الأية
إِنَّهُمْ إِن يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ أَوْ يُعِيدُوكُمْ فِي
مِلَّتِهِمْ وَلَن تُفْلِحُوا إِذًا أَبَدًا
Innahum in yathharoo AAalaykumyarjumookum aw yuAAeedookum fee millatihim walan
tuflihooithan abada
Turkish
"Çünkü sehir halki, sizi ellerine geçirirlerse muhakkak sizi taslayarak
öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman siz dünyada da ahirette
de asla kurtulusa eremezsiniz."
|
Ayah 18:21 الأية
وَكَذَٰلِكَ أَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُوا أَنَّ وَعْدَ اللهِ حَقٌّ
وَأَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ فِيهَا إِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ أَمْرَهُمْ ۖ
فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِم بُنْيَانًا ۖ رَّبُّهُمْ أَعْلَمُ بِهِمْ ۚ قَالَ
الَّذِينَ غَلَبُوا عَلَىٰ أَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِم مَّسْجِدًا
Wakathalika aAAtharnaAAalayhim liyaAAlamoo anna waAAda Allahi haqqunwaanna
asaAAata la rayba feeha ithyatanazaAAoona baynahum amrahum faqaloo
ibnooAAalayhim bunyanan rabbuhum aAAlamu bihim qala allatheenaghalaboo AAala
amrihim lanattakhithanna AAalayhimmasjida
Turkish
Böylece insanlari onlardan haberdar kildik ki, öldükten sonra dirilmenin hak
oldugunu ve kiyamet gününden süphe edilemeyecegini bildirmek için, öylece sehir
halkina buldurduk. Onlari magarada bulanlar, aralarinda durumlarini
tartisiyorlardi. Dediler ki: "Üstlerine bir bina (kilise) yapin. Bununla beraber
Rableri, onlari daha iyi bilir." Sözlerinde üstün gelen müminler: "Üzerlerine
muhakkak bir mescid yapacagiz." dediler.
|
Ayah 18:22 الأية
سَيَقُولُونَ ثَلَاثَةٌ رَّابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ
كَلْبُهُمْ رَجْمًا بِالْغَيْبِ ۖ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ
ۚ قُل رَّبِّي أَعْلَمُ بِعِدَّتِهِم مَّا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا قَلِيلٌ ۗ فَلَا
تُمَارِ فِيهِمْ إِلَّا مِرَاءً ظَاهِرًا وَلَا تَسْتَفْتِ فِيهِم مِّنْهُمْ
أَحَدًا
Sayaqooloona thalathatun rabiAAuhumkalbuhum wayaqooloona khamsatun sadisuhum
kalbuhum rajmanbilghaybi wayaqooloona sabAAatun wathaminuhumkalbuhum qul rabbee
aAAlamu biAAiddatihim ma yaAAlamuhumilla qaleelun fala tumari feehim illamiraan
thahiran wala tastaftifeehim minhum ahada
Turkish
Ashab-i Kehf'in sayilarinda ihtilaf edenlerden bazilari: Onlar, üç kisidir,
dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. Diger bazilari da "Onlar, bes kisidir,
altincilari köpekleridir " diyecekler. Her ikisi de bilinmeyen hakkinda tahmin
yürütmektir. (kimileri de:) "Onlar, yedi kisidir; sekizincisi köpekleridir"
derler. De ki: "Onlarin sayilarini Rabbim daha iyi bilir." Onlari ancak pek azi
bilir, Bu sebeple onlar hakkinda bu bildirilenler disinda bir münakasaya girisme
ve bunlar hakkinda hiç kimseye de bir sey sorma!
|
Ayah 18:23 الأية
وَلَا تَقُولَنَّ لِشَيْءٍ إِنِّي فَاعِلٌ ذَٰلِكَ غَدًا
Wala taqoolanna lishay-in innee faAAilunthalika ghada
Turkish
Hiçbir sey için, Allah'in dilemesi disinda: "Ben yarin onu yapacagim deme"
|
Ayah 18:24 الأية
إِلَّا أَن يَشَاءَ اللهُ ۚ وَاذْكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ وَقُلْ عَسَىٰ أَن
يَهْدِيَنِ رَبِّي لِأَقْرَبَ مِنْ هَٰذَا رَشَدًا
Illa an yashaa Allahuwathkur rabbaka itha naseeta waqul AAasaan yahdiyani rabbee
li-aqraba min hatha rashada
Turkish
Ancak Allah dilerse (yapacagim de). Ve unuttugun vakit Allah'i an ve "Umarim
Rabbim beni, dogruya daha yakin olana eristirir." de.
|
Ayah 18:25 الأية
وَلَبِثُوا فِي كَهْفِهِمْ ثَلَاثَ مِائَةٍ سِنِينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا
Walabithoo fee kahfihim thalathami-atin sineena wazdadoo tisAAa
Turkish
Onlar, magaralarinda üçyüz yil kadar kaldilar ve dokuz yil da buna ilave
etmislerdir.
|
Ayah 18:26 الأية
قُلِ اللهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا ۖ لَهُ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ
أَبْصِرْ بِهِ وَأَسْمِعْ ۚ مَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِي
حُكْمِهِ أَحَدًا
Quli Allahu aAAlamu bimalabithoo lahu ghaybu assamawati wal-ardiabsir bihi
waasmiAA ma lahum min doonihi minwaliyyin wala yushriku fee hukmihi ahada
Turkish
De ki: "Onlarin ne kadar kaldiklarini Allah daha iyi bilir." Göklerin ve yerin
gaybi O'na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel isitendir! Onlarin, O'ndan
baska bir yardimcisi yoktur. O, kendi hükümranligina kimseyi ortak etmez.
|
Ayah 18:27 الأية
وَاتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن كِتَابِ رَبِّكَ ۖ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ
وَلَن تَجِدَ مِن دُونِهِ مُلْتَحَدًا
Watlu ma oohiya ilaykamin kitabi rabbika la mubaddila likalimatihiwalan tajida
min doonihi multahada
Turkish
Rabbinin kitabindan sana vahyolunani oku! Onun sözlerini degistirecek kimse
yoktur. Ve O'ndan baska bir siginilacak da bulamazsin.
|
Ayah 18:28 الأية
وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ
يُرِيدُونَ وَجْهَهُ ۖ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ
الدُّنْيَا ۖ وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَن ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ
هَوَاهُ وَكَانَ أَمْرُهُ فُرُطًا
Wasbir nafsaka maAAa allatheenayadAAoona rabbahum bilghadati
walAAashiyyiyureedoona wajhahu wala taAAdu AAaynaka AAanhumtureedu zeenata
alhayati addunya walatutiAA man aghfalna qalbahu AAan thikrinawattabaAAa hawahu
wakana amruhu furuta
Turkish
Nefsince de, sabah aksam rizasini isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber
candan sabret. Sen dünya hayatinin süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayirma.
Kalbini, bizi anmaktan gafil kildigimiz, nefsinin kötü arzusuna uymus ve isi hep
asirilik olan kimseye uyma.
|
Ayah 18:29 الأية
وَقُلِ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ ۖ فَمَن شَاءَ فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاءَ
فَلْيَكْفُرْ ۚ إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ نَارًا أَحَاطَ بِهِمْ
سُرَادِقُهَا ۚ وَإِن يَسْتَغِيثُوا يُغَاثُوا بِمَاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي
الْوُجُوهَ ۚ بِئْسَ الشَّرَابُ وَسَاءَتْ مُرْتَفَقًا
Waquli alhaqqu min rabbikum faman shaafalyu/min waman shaa falyakfur inna
aAAtadnaliththalimeena naran ahatabihim suradiquha wa-in yastagheethoo
yughathoobima-in kalmuhli yashwee alwujooha bi/sa ashsharabuwasaat murtafaqa
Turkish
Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artik dileyen iman etsin, dileyen inkr etsin.
Çünkü biz zalimler için öyle bir ates hazirlamisiz ki, duvarlari, çepeçevre
onlari içine alacaktir. Eger feryad edip yardim isteseler, erimis maden gibi
yüzleri haslayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir
dayanma yeri!
|
Ayah 18:30 الأية
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ مَنْ
أَحْسَنَ عَمَلًا
Inna allatheena amanoowaAAamiloo assalihati inna lanudeeAAu ajra man ahsana
AAamala
Turkish
Iman edip de güzel davranislarda bulunanlar var ya, süphe yok ki biz öyle güzel
isler yapanlarin mükafatini zayi etmeyiz.
|
Ayah 18:31 الأية
أُولَٰئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الْأَنْهَارُ
يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِّن
سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ ۚ نِعْمَ
الثَّوَابُ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا
Ola-ika lahum jannatu AAadnintajree min tahtihimu al-anharu yuhallawnafeeha min
asawira min thahabin waylbasoonathiyaban khudran min sundusin
wa-istabraqinmuttaki-eena feeha AAala al-ara-iki niAAma aththawabuwahasunat
murtafaqa
Turkish
Iste onlara Adn cennetleri vardir; altlarindan irmaklar akar, orada altin
bileziklerle süslenecekler, ince ve kalin ipekliden yesil elbiseler giyerek
koltuklar üzerine dayanip kurulacaklar. O ne güzel karsilik ve ne güzel kalma
yeri!
|
Ayah 18:32 الأية
وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا رَّجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِأَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ
أَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًا
Wadrib lahum mathalanrajulayni jaAAalna li-ahadihima jannataynimin aAAnabin
wahafafnahuma binakhlinwajaAAalna baynahuma zarAAa
Turkish
Onlara, su iki adami misal olarak anlat: Biz bunlardan birine her türlü üzümden
iki bag vermisiz, her ikisinin etrafini hurmalarla donatmisiz, aralarinda da bir
ekinlik yapmisiz.
|
Ayah 18:33 الأية
كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ آتَتْ أُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِم مِّنْهُ شَيْئًا ۚ
وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَرًا
Kilta aljannatayni atat okulahawalam tathlim minhu shay-an wafajjarna
khilalahumanahara
Turkish
Iki bagin ikisi de yemislerini vermis, hiçbir sey noksan birakmamis, ikisinin
ortasindan bir de nehir akitmisiz.
|
Ayah 18:34 الأية
وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌ فَقَالَ لِصَاحِبِهِ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ أَنَا أَكْثَرُ مِنكَ
مَالًا وَأَعَزُّ نَفَرًا
Wakana lahu thamarun faqala lisahibihiwahuwa yuhawiruhu ana aktharu minka
malanwaaAAazzu nafara
Turkish
Iki bagin sahibinin ayrica baska geliri vardi. Bundan dolayi bu adam arkadasiyla
münakasa ederken: "Ben malca senden daha zengin ve insan sayisi bakimindan da
senden daha güçlü ve üstünüm" dedi.
|
Ayah 18:35 الأية
وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ قَالَ مَا أَظُنُّ أَن تَبِيدَ
هَٰذِهِ أَبَدًا
Wadakhala jannatahu wahuwa thalimunlinafsihi qala ma athunnu an tabeedahathihi
abada
Turkish
Adam, bu sekilde kendine zulmederek bagina girdi ve söyle dedi: "Bunun hiç yok
olacagini sanmiyorum"
|
Ayah 18:36 الأية
وَمَا أَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً وَلَئِن رُّدِدتُّ إِلَىٰ رَبِّي لَأَجِدَنَّ
خَيْرًا مِّنْهَا مُنقَلَبًا
Wama athunnu assaAAataqa-imatan wala-in rudidtu ila rabbee laajidannakhayran
minha munqalaba
Turkish
"Kiyametin kopacagini da zannetmem. Sayet Rabbimin huzuruna götürürlürsem,
muhakkak orada bundan daha hayirli bir sonuç bulurum".
|
Ayah 18:37 الأية
قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ أَكَفَرْتَ بِالَّذِي خَلَقَكَ مِن
تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ سَوَّاكَ رَجُلًا
Qala lahu sahibuhu wahuwa yuhawiruhuakafarta billathee khalaqaka min
turabinthumma min nutfatin thumma sawwaka rajula
Turkish
Bunun üzerine kendisiyle münakasa eden arkadasi da ona söyle dedi: "Seni
topraktan, sonra seni bir damla sudan yaratan, daha sonra da seni insan haline
getireni mi inkar ediyorsun?
|
Ayah 18:38 الأية
لَّٰكِنَّا هُوَ اللهُ رَبِّي وَلَا أُشْرِكُ بِرَبِّي أَحَدًا
Lakinna huwa Allahu rabbee walaoshriku birabbee ahada
Turkish
"Fakat ben iman ederek diyorum ki: O Allah, benim Rabbimdir, ben Rabbime kimseyi
ortak kosmam."
|
Ayah 18:39 الأية
وَلَوْلَا إِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَاءَ اللهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا
بِاللهِ ۚ إِن تَرَنِ أَنَا أَقَلَّ مِنكَ مَالًا وَوَلَدًا
Walawla ith dakhalta jannatakaqulta ma shaa Allahu la quwwata illabillahi in
tarani ana aqalla minka malanwawalada
Turkish
"Kendi bagina girdigin zaman: "Bu Allah'dandir, benim kuvvetimle degil, Allah'in
kuvveti ile olmustur, deseydin ya! Her ne kadar beni, malca ve evlatça kendinden
az görüyorsan da."
|
Ayah 18:40 الأية
فَعَسَىٰ رَبِّي أَن يُؤْتِيَنِ خَيْرًا مِّن جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا
حُسْبَانًا مِّنَ السَّمَاءِ فَتُصْبِحَ صَعِيدًا زَلَقًا
FaAAasa rabbee an yu/tiyani khayranmin jannatika wayursila AAalayha husbananmina
assama-i fatusbiha saAAeedanzalaqa
Turkish
Belki Rabbim, bana, senin bagindan daha hayirlisini verir; senin bagina ise
gökten yildirimlar gönderir de, bagin yalçin bir toprak haline gelir."
|
Ayah 18:41 الأية
أَوْ يُصْبِحَ مَاؤُهَا غَوْرًا فَلَن تَسْتَطِيعَ لَهُ طَلَبًا
Aw yusbiha maohaghawran falan tastateeAAa lahu talaba
Turkish
"Yahut, baginin suyu yerin dibine çekilir de bir daha suyunu çikarip bagini
sulayamazsin."
|
Ayah 18:42 الأية
وَأُحِيطَ بِثَمَرِهِ فَأَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلَىٰ مَا أَنفَقَ فِيهَا
وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُشْرِكْ
بِرَبِّي أَحَدًا
Waoheeta bithamarihi faasbahayuqallibu kaffayhi AAala ma anfaqa feehawahiya
khawiyatun AAala AAurooshihawayaqoolu ya laytanee lam oshrik birabbee ahada
Turkish
Derken serveti yok edildi. Bunun üzerine bagina yaptigi masraflara karsi
ellerini ogusturmaya basladi. Bag, çardaklari üzerine yikilmis kalmisti, "Ah
Keske Rabbime hiçbir seyi ortak kosmasaydim" diyordu.
|
Ayah 18:43 الأية
وَلَمْ تَكُن لَّهُ فِئَةٌ يَنصُرُونَهُ مِن دُونِ اللهِ وَمَا كَانَ مُنتَصِرًا
Walam takun lahu fi-atun yansuroonahumin dooni Allahi wama kana muntasira
Turkish
Onun Allah'tan baska yardim edecek adamlari yoktur ve Allah'a karsi kendi
nefsini de kurtaramadi.
|
Ayah 18:44 الأية
هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلَّهِ الْحَقِّ ۚ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا
Hunalika alwalayatu lillahialhaqqi huwa khayrun thawaban wakhayrun AAuqba
Turkish
Iste burada yardim, yalniz hak olan Allah'a aittir. O'nun verdigi mükfat da
daha hayirlidir, netice de daha hayirlidir.
|
Ayah 18:45 الأية
وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ أَنزَلْنَاهُ مِنَ
السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ فَأَصْبَحَ هَشِيمًا تَذْرُوهُ
الرِّيَاحُ ۗ وَكَانَ اللهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ مُّقْتَدِرًا
Wadrib lahum mathala alhayatiaddunya kama-in anzalnahu mina assama-ifakhtalata
bihi nabatu al-ardi faasbahahasheeman tathroohu arriyahu wakanaAllahu AAala
kulli shay-in muqtadira
Turkish
Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatinin misalini ver. Dünya hayati, gökten
indirdigimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk
ve çiçekten) birbirine karismis, nihayet bir çöp kirintisi olmustur. Rüzgarlar
onu savurur gider. Allah her seye muktedirdir.
|
Ayah 18:46 الأية
الْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ۖ وَالْبَاقِيَاتُ
الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ أَمَلًا
Almalu walbanoona zeenatu alhayatiaddunya walbaqiyatu assalihatukhayrun AAinda
rabbika thawaban wakhayrun amala
Turkish
Mal ve ogullar, dünya hayatinin süsüdür. Bakî kalacak olan iyi ameller ise,
Rabbinin katinda, sevabca da hayirlidir, ümid yönünden de daha hayirlidir.
|
Ayah 18:47 الأية
وَيَوْمَ نُسَيِّرُ الْجِبَالَ وَتَرَى الْأَرْضَ بَارِزَةً وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ
نُغَادِرْ مِنْهُمْ أَحَدًا
Wayawma nusayyiru aljibala wataraal-arda barizatan wahasharnahum falamnughadir
minhum ahada
Turkish
O kiyamet gününü hatirla ki, daglari yürütecegiz ve yeryüzünü çirilçiplak
göreceksin. Bütün insanlari, mahserde toplayacagiz hiçbir kimseyi
birakmayacagiz.
|
Ayah 18:48 الأية
وَعُرِضُوا عَلَىٰ رَبِّكَ صَفًّا لَّقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَاكُمْ
أَوَّلَ مَرَّةٍ ۚ بَلْ زَعَمْتُمْ أَلَّن نَّجْعَلَ لَكُم مَّوْعِدًا
WaAAuridoo AAala rabbika saffanlaqad ji/tumoona kama khalaqnakum awwalamarratin
bal zaAAamtum allan najAAala lakum mawAAida
Turkish
Onlar, saf halinde Rabbine arz edilmislerdir. Allah, onlara söyle diyecektir:
"Süphesiz sizi ilk önce yarattigimiz gibi bize geldiniz. Fakat, size kiyamet
için yaptigimiz vaadi yerine getirmeyecegimizi sanmistiniz, degil mi?
|
Ayah 18:49 الأية
وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا فِيهِ وَيَقُولُونَ
يَا وَيْلَتَنَا مَالِ هَٰذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً
إِلَّا أَحْصَاهَا ۚ وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِرًا ۗ وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ
أَحَدًا
WawudiAAa alkitabu fataraalmujrimeena mushfiqeena mimma feehi wayaqooloona
yawaylatana ma lihatha alkitabi layughadiru sagheeratan wala kabeeratan
illaahsaha wawajadoo ma AAamiloo hadiranwala yathlimu rabbuka ahada
Turkish
O gün herkesin amel defteri ortaya konulmustur. Ey Muhammed! Günahkrlarin, amel
defterlerinden korkarak: "Eyvah bize! Bu nasil deftermis ki, büyük küçük hiçbir
sey birakmadan hepsini saymis dökmüs" dediklerini görürsün. Onlar, bütün
yaptiklarini hazir bulmuslardir. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
|
Ayah 18:50 الأية
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ
كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ ۗ أَفَتَتَّخِذُونَهُ
وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ ۚ بِئْسَ
لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا
Wa-ith qulna lilmala-ikatiosjudoo li-adama fasajadoo illa ibleesa kanamina
aljinni fafasaqa AAan amri rabbihi afatattakhithoonahuwathurriyyatahu awliyaa
min doonee wahum lakumAAaduwwun bi/sa liththalimeena badala
Turkish
Yine o vakti hatirla ki biz, meleklere: "dem'e secde edin!" demistik. Iblis
hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. Iblis cinlerdendi, Rabbinin
emrinden disari çikti. Simdi siz beni birakip da Iblis'i ve soyunu dostlar mi
ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin düsmaninizdir. Zalimler için bu ne kötü bir
degismedir.
|
Ayah 18:51 الأية
مَّا أَشْهَدتُّهُمْ خَلْقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَا خَلْقَ أَنفُسِهِمْ
وَمَا كُنتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلِّينَ عَضُدًا
Ma ashhadtuhum khalqa assamawatiwal-ardi wala khalqa anfusihim wamakuntu
muttakhitha almudilleena AAaduda
Turkish
Ben, onlari (Iblis ve soyunu) ne göklerin ve yerin yaratilisinda, ne de
kendilerinin yaratilisinda sahit tutmadim ve hiçbir zaman dogru yoldan çikanlari
yardimci edinmis degilim.
|
Ayah 18:52 الأية
وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا شُرَكَائِيَ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ
يَسْتَجِيبُوا لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُم مَّوْبِقًا
Wayawma yaqoolu nadoo shuraka-iyaallatheena zaAAamtum fadaAAawhum falam
yastajeeboo lahumwajaAAalna baynahum mawbiqa
Turkish
Ve o (kiyamet) günü Allah kfirlere söyle buyuracak: "Ortaklarim ve
sefaatçilariniz diye zannettiginiz putlarinizi çagirin." Müsrikler onlari
çagirirlar, fakat kendilerine cevap vermezler. Biz, kfirlerle ilhlari arasina
atesten bir engel koymusuzdur.
|
Ayah 18:53 الأية
وَرَأَى الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّوا أَنَّهُم مُّوَاقِعُوهَا وَلَمْ
يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفًا
Waraa almujrimoona annarafathannoo annahum muwaqiAAooha walamyajidoo AAanha
masrifa
Turkish
Günahkrlar atesi görmüsler de artik ona düseceklerini anlamislardir. Fakat
ondan kaçip siginacak bir yer bulamazlar.
|
Ayah 18:54 الأية
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍ ۚ وَكَانَ
الْإِنسَانُ أَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلًا
Walaqad sarrafna fee hathaalqur-ani linnasi min kulli mathalin wakanaal-insanu
akthara shay-in jadala
Turkish
Süphesiz biz, bu Kur'n'da insanlara çesitli mnlari türlü misallerle açik
olarak verdik. Insan ise, her seyden çok mücadelecidir.
|
Ayah 18:55 الأية
وَمَا مَنَعَ النَّاسَ أَن يُؤْمِنُوا إِذْ جَاءَهُمُ الْهُدَىٰ وَيَسْتَغْفِرُوا
رَبَّهُمْ إِلَّا أَن تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ
الْعَذَابُ قُبُلًا
Wama manaAAa annasa anyu/minoo ith jaahumu alhuda wayastaghfiroorabbahum illa an
ta/tiyahum sunnatu al-awwaleena awya/tiyahumu alAAathabu qubula
Turkish
Kendilerine dogru yolu gösteren peygamber geldiginde insanlari, iman etmekten ve
Rabblerinden günahlarinin magfiretini istemekten alikoyan sey sadece geçmis
milletlerin baslarina gelen felaketlerin kendilerine de gelmesini veya ahiret
azabinin ansizin göz göre göre gelip çatmasini beklemek olmustur.
|
Ayah 18:56 الأية
وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ ۚ وَيُجَادِلُ
الَّذِينَ كَفَرُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ ۖ وَاتَّخَذُوا
آيَاتِي وَمَا أُنذِرُوا هُزُوًا
Wama nursilu almursaleena illamubashshireena wamunthireena wayujadilu
allatheenakafaroo bilbatili liyudhidoo bihi alhaqqawattakhathoo ayatee wama
onthiroohuzuwa
Turkish
Halbuki biz peygamberleri ancak müjdeciler ve uyaricilar olarak göndeririz.
Kfir olanlar ise hakki, batilla ortadan kaldirmak için mücadele ediyorlar.
Onlar, yetlerimizi ve korkutulduklari azabi da alaya almislardir.
|
Ayah 18:57 الأية
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ فَأَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِيَ مَا
قَدَّمَتْ يَدَاهُ ۚ إِنَّا جَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن
يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْرًا ۖ وَإِن تَدْعُهُمْ إِلَى الْهُدَىٰ فَلَن
يَهْتَدُوا إِذًا أَبَدًا
Waman athlamu mimman thukkirabi-ayati rabbihi faaAArada AAanhawanasiya ma
qaddamat yadahu inna jaAAalnaAAala quloobihim akinnatan an yafqahoohu wafee
athanihimwaqran wa-in tadAAuhum ila alhuda falan yahtadoo ithanabada
Turkish
Rabbinin yetleriyle nasihat edilip de onlardan yüz çeviren ve daha önce
isledigi günahlari unutandan daha zalim kim olabilir? Biz onlarin kalbleri
üzerine (Kur'n'i) anlamalarina engel olan bir agirlik, kulaklarina da sagirlik
verdik. Ey Muhammed! Sen onlari dogru yola çagirsan da onlar asla hidayete
ermezler.
|
Ayah 18:58 الأية
وَرَبُّكَ الْغَفُورُ ذُو الرَّحْمَةِ ۖ لَوْ يُؤَاخِذُهُم بِمَا كَسَبُوا
لَعَجَّلَ لَهُمُ الْعَذَابَ ۚ بَل لَّهُم مَّوْعِدٌ لَّن يَجِدُوا مِن دُونِهِ
مَوْئِلًا
Warabbuka alghafooru thoo arrahmatilaw yu-akhithuhum bima kasaboo
laAAajjalalahumu alAAathaba bal lahum mawAAidun lan yajidoo mindoonihi maw-ila
Turkish
Bununla beraber rahmet sahibi olan Rabbin çok bagislayicidir, tevbe eden
kullarina rahmeti boldur. Eger Allah, isledikleri günahlar yüzünden onlari hemen
cezalandiracak olsaydi, onlara hemen azab ederdi. Fakat onlara vaad edilen bir
zaman vardir ki, o geldiginde Allah'in azabindan bir kurtulus yeri bulamazlar.
|
Ayah 18:59 الأية
وَتِلْكَ الْقُرَىٰ أَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِم
مَّوْعِدًا
Watilka alqura ahlaknahum lammathalamoo wajaAAalna limahlikihim mawAAida
Turkish
Iste zulmettikleri için helak ettigimiz sehirler! Biz onlarin helkleri için de
belirli bir zaman tayin etmistik.
|
Ayah 18:60 الأية
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِفَتَاهُ لَا أَبْرَحُ حَتَّىٰ أَبْلُغَ مَجْمَعَ
الْبَحْرَيْنِ أَوْ أَمْضِيَ حُقُبًا
Wa-ith qala moosa lifatahula abrahu hatta ablugha majmaAAa albahrayniaw amdiya
huquba
Turkish
Ey Muhammed! Bir vakit Musa genç adamina demisti ki: "Iki denizin birlestigi
yere ulasincaya kadar gidecegim, yahut senelerce gidecegim."
|
Ayah 18:61 الأية
فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ
فِي الْبَحْرِ سَرَبًا
Falamma balagha majmaAAabaynihima nasiya hootahuma fattakhathasabeelahu fee
albahri saraba
Turkish
Bunun üzerine ikisi de iki denizin birlestigi yere vardiklarinda baliklarini
unuttular. Bu arada balik, denizde yolunu bulup kaybolmustu.
|
Ayah 18:62 الأية
فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءَنَا لَقَدْ لَقِينَا مِن
سَفَرِنَا هَٰذَا نَصَبًا
Falamma jawaza qalalifatahu atina ghadaana laqadlaqeena min safarina hatha
nasaba
Turkish
Iki denizin birlestigi yeri geçtikleri zaman, Musa genç arkadasina: "Kusluk
yemegimizi getir. Gerçekten biz bu yolculugumuzda epey yorulduk" dedi.
|
Ayah 18:63 الأية
قَالَ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ
وَمَا أَنسَانِيهُ إِلَّا الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ ۚ وَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي
الْبَحْرِ عَجَبًا
Qala araayta ith awaynaila assakhrati fa-innee naseetu alhootawama ansaneehu
illa ashshaytanuan athkurahu wattakhatha sabeelahu fee albahriAAajaba
Turkish
Adam: "Gördün mü! dedi. Kayaya sigindigimiz vakit dogrusu ben baligi unutmusum.
Onu hatirlamami, muhakkak seytan bana unutturdu. O denizde garip bir yol tutup
gitmisti."
|
Ayah 18:64 الأية
قَالَ ذَٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ ۚ فَارْتَدَّا عَلَىٰ آثَارِهِمَا قَصَصًا
Qala thalika ma kunnanabghi fartadda AAala atharihimaqasasa
Turkish
Musa da demisti ki: "Iste aradigimiz o idi." Bunun üzerine izlerine dönüp
gerisin geri gittiler.
|
Ayah 18:65 الأية
فَوَجَدَا عَبْدًا مِّنْ عِبَادِنَا آتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِّنْ عِندِنَا
وَعَلَّمْنَاهُ مِن لَّدُنَّا عِلْمًا
Fawajada AAabdan min AAibadinaataynahu rahmatan min AAindinawaAAallamnahu min
ladunna AAilma
Turkish
Nihayet kullarimizdan bir kul buldular ki, biz ona katimizdan bir rahmet vermis
ve tarafimizdan bir ilim ögretmistik.
|
Ayah 18:66 الأية
قَالَ لَهُ مُوسَىٰ هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَىٰ أَن تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ
رُشْدًا
Qala lahu moosa halattabiAAuka AAala an tuAAallimani mimma AAullimtarushda
Turkish
Musa ona: "Allah'in sana ögrettigi ilim ve hikmetten bana da ögretmen için sana
tabi olabilir miyim?" dedi.
|
Ayah 18:67 الأية
قَالَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا
Qala innaka lan tastateeAAamaAAiya sabra
Turkish
(Hizir) dedi ki: "Dogrusu sen benimle asla sabredemezsin.
|
Ayah 18:68 الأية
وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَىٰ مَا لَمْ تُحِطْ بِهِ خُبْرًا
Wakayfa tasbiru AAala malam tuhit bihi khubra
Turkish
"Içyüzünü kavrayamadigin seye nasil sabredeceksin?"
|
Ayah 18:69 الأية
قَالَ سَتَجِدُنِي إِن شَاءَ اللهُ صَابِرًا وَلَا أَعْصِي لَكَ أَمْرًا
Qala satajidunee in shaa Allahusabiran wala aAAsee laka amra
Turkish
Musa: "Insaallah beni sabirli bulacaksin ve senin hiçbir isine karsi
gelmeyecegim" dedi.
|
Ayah 18:70 الأية
قَالَ فَإِنِ اتَّبَعْتَنِي فَلَا تَسْأَلْنِي عَن شَيْءٍ حَتَّىٰ أُحْدِثَ لَكَ
مِنْهُ ذِكْرًا
Qala fa-ini ittabaAAtanee falatas-alnee AAan shay-in hatta ohditha lakaminhu
thikra
Turkish
(Hizir) dedi ki: "O halde bana tabi olacaksin; ben sana sirrini anlatmadikça,
hiçbir sey hakkinda bana soru sorma!"
|
Ayah 18:71 الأية
فَانطَلَقَا حَتَّىٰ إِذَا رَكِبَا فِي السَّفِينَةِ خَرَقَهَا ۖ قَالَ
أَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا إِمْرًا
Fantalaqa hattaitha rakiba fee assafeenati kharaqahaqala akharaqtaha litughriqa
ahlaha laqadji/ta shay-an imra
Turkish
Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman, o kul
(Hizir) gemiyi deldi. Musa, ona söyle dedi: "Geminin içindekileri bogmak için mi
deldin? Dogrusu çok kötü bir is yaptin."
|
Ayah 18:72 الأية
قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا
Qala alam aqul innaka lan tastateeAAamaAAiya sabra
Turkish
(Hizir:) "Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.
|
Ayah 18:73 الأية
قَالَ لَا تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلَا تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْرًا
Qala la tu-akhithneebima naseetu wala turhiqnee min amree AAusra
Turkish
Musa dedi ki: "Unuttugum seyden dolayi beni suçlama ve bu isimden dolayi bana
bir güçlük çikarma."
|
Ayah 18:74 الأية
فَانطَلَقَا حَتَّىٰ إِذَا لَقِيَا غُلَامًا فَقَتَلَهُ قَالَ أَقَتَلْتَ نَفْسًا
زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَّقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُّكْرًا
Fantalaqa hattaitha laqiya ghulaman faqatalahu qalaaqatalta nafsan zakiyyatan
bighayri nafsin laqad ji/ta shay-annukra
Turkish
Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuga rastladiklarinda Hizir hemen onu
öldürdü. Musa: "Kisas olmadan masum bir cana nasil kiyarsin? Dogrusu sen çok
fena bir sey yaptin" dedi.
|
Ayah 18:75 الأية
قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا
Qala alam aqul laka innaka lan tastateeAAamaAAiya sabra
Turkish
Hizir dedi ki: "Dogrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?"
|
Ayah 18:76 الأية
قَالَ إِن سَأَلْتُكَ عَن شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْنِي ۖ قَدْ بَلَغْتَ مِن
لَّدُنِّي عُذْرًا
Qala in saaltuka AAan shay-in baAAdahafala tusahibnee qad balaghta min ladunnee
AAuthra
Turkish
(Musa) dedi ki: "Eger bundan sonra sana bir sey sorarsam bana arkadas olma!
Hakikaten benim tarafimdan ileri sürülebilecek son mazerete ulastin.
|
Ayah 18:77 الأية
فَانطَلَقَا حَتَّىٰ إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا
فَأَبَوْا أَن يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَن يَنقَضَّ
فَأَقَامَهُ ۖ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَاتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا
Fantalaqa hattaitha ataya ahla qaryatin istatAAamaahlaha faabaw an
yudayyifoohuma fawajadafeeha jidaran yureedu an yanqadda faaqamahuqala law
shi/ta lattakhathta AAalayhi ajra
Turkish
Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkina varip onlardan yemek
istediler. Ancak köy halki onlari misafir etmekten kaçindilar. Derken orada
yikilmak üzere olan bir duvar buldular. Hizir hemen onu dogrulttu. Musa:
"Isteseydin elbet buna karsi bir ücret alirdin" dedi.
|
Ayah 18:78 الأية
قَالَ هَٰذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ ۚ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ
تَسْتَطِع عَّلَيْهِ صَبْرًا
Qala hatha firaqubaynee wabaynika saonabbi-oka bita/weeli ma lam
tastatiAAAAalayhi sabra
Turkish
Hizir dedi ki: "Iste bu, seninle benim aramizin ayrilmasidir. Simdi sana o
sabredemedigin seylerin içyüzünü haber verecegim."
|
Ayah 18:79 الأية
أَمَّا السَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاكِينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَأَرَدتُّ
أَنْ أَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَاءَهُم مَّلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْبًا
Amma assafeenatu fakanatlimasakeena yaAAmaloona fee albahri faaradtu anaAAeebaha
wakana waraahum malikun ya/khuthukulla safeenatin ghasba
Turkish
"Gemi, denizde çalisan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kilmak istedim, çünkü
onlarin ilerisinde her saglam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardi."
|
Ayah 18:80 الأية
وَأَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَا أَن يُرْهِقَهُمَا
طُغْيَانًا وَكُفْرًا
Waamma alghulamu fakanaabawahu mu/minayni fakhasheena an yurhiqahumatughyanan
wakufra
Turkish
"Oglana gelince, onun ana-babasi mümin kimselerdi. Çocugun onlari azginlik ve
inkra sürüklemesinden korktuk."
|
Ayah 18:81 الأية
فَأَرَدْنَا أَن يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِّنْهُ زَكَاةً وَأَقْرَبَ
رُحْمًا
Faaradna an yubdilahumarabbuhuma khayran minhu zakatan waaqraba ruhma
Turkish
"Istedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayirli ve
daha çok merhamet eden birini versin."
|
Ayah 18:82 الأية
وَأَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ
تَحْتَهُ كَنزٌ لَّهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَالِحًا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَن
يَبْلُغَا أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنزَهُمَا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ ۚ وَمَا
فَعَلْتُهُ عَنْ أَمْرِي ۚ ذَٰلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْرًا
Waamma aljidaru fakanalighulamayni yateemayni fee almadeenati wakana
tahtahukanzun lahuma wakana aboohuma salihanfaarada rabbuka an yablugha
ashuddahumawayastakhrija kanzahuma rahmatan min rabbikawama faAAaltuhu AAan
amree thalika ta/weelu malam tastiAA AAalayhi sabra
Turkish
"Duvar ise, o sehirde iki yetim oglana ait idi. Duvarin altinda onlarin bir
hazinesi vardi. Babalari da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki
çocuk erginlik çaglarina ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini
çikarsinlar. Ve ben bunlarin hiçbirini kendiligimden yapmadim. Iste senin
sabredemedigin seylerin içyüzleri budur."
|
Ayah 18:83 الأية
وَيَسْأَلُونَكَ عَن ذِي الْقَرْنَيْنِ ۖ قُلْ سَأَتْلُو عَلَيْكُم مِّنْهُ ذِكْرًا
Wayas-aloonaka AAan thee alqarnayniqul saatloo AAalaykum minhu thikra
Turkish
Bir de sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatira okuyacagim.
|
Ayah 18:84 الأية
إِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْأَرْضِ وَآتَيْنَاهُ مِن كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًا
Inna makkanna lahu fee al-ardiwaataynahu min kulli shay-in sababa
Turkish
Gerçekten biz onu (Zülkarneyn'i) yeryüzünde iktidar sahibi yaptik ve ona ulasmak
istedigi her seyi elde etmesinin bir yolunu verdik.
|
Ayah 18:85 الأية
فَأَتْبَعَ سَبَبًا
FaatbaAAa sababa
Turkish
Derken o da bu yollardan birini tutup gitti.
|
Ayah 18:86 الأية
حَتَّىٰ إِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ
وَوَجَدَ عِندَهَا قَوْمًا ۗ قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِمَّا أَن تُعَذِّبَ
وَإِمَّا أَن تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًا
Hatta itha balaghamaghriba ashshamsi wajadaha taghrubu fee AAaynin
hami-atinwawajada AAindaha qawman qulna ya thaalqarnayni imma an tuAAaththiba
wa-imma antattakhitha feehim husna
Turkish
Nihayet günesin battigi yere vardigi zaman, günesi, (sanki) kara bir balçikta
batiyor buldu. Bir de bunun yaninda bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: "Ey
Zülkarneyn! Onlari ya cezalandirirsin veya onlarin hakkinda iyi davranirsin."
|
Ayah 18:87 الأية
قَالَ أَمَّا مَن ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ إِلَىٰ رَبِّهِ
فَيُعَذِّبُهُ عَذَابًا نُّكْرًا
Qala amma man thalamafasawfa nuAAaththibuhu thumma yuraddu ila
rabbihifayuAAaththibuhu AAathaban nukra
Turkish
O da demisti ki: "Kim haksizlik ederse muhakkak ona azab edecegiz; Sonra Rabbine
geri döndürülecek, O da onu görülmemis bir azabla cezalandirir."
|
Ayah 18:88 الأية
وَأَمَّا مَنْ آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُ جَزَاءً الْحُسْنَىٰ ۖ وَسَنَقُولُ
لَهُ مِنْ أَمْرِنَا يُسْرًا
Waamma man amana waAAamila salihanfalahu jazaan alhusna wasanaqoolu lahu
minamrina yusra
Turkish
"Amma her kim de iman edip iyi bir is yaparsa, buna da en güzel mükfat vardir.
Biz ona dünyada kolaylik gösterir zor islere kosmayiz."
|
Ayah 18:89 الأية
ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا
Thumma atbaAAa sababa
Turkish
Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.
|
Ayah 18:90 الأية
حَتَّىٰ إِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلَىٰ قَوْمٍ لَّمْ
نَجْعَل لَّهُم مِّن دُونِهَا سِتْرًا
Hatta itha balagha matliAAaashshamsi wajadaha tatluAAu AAalaqawmin lam najAAal
lahum min dooniha sitra
Turkish
Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir
siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü.
|
Ayah 18:91 الأية
كَذَٰلِكَ وَقَدْ أَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا
Kathalika waqad ahatnabima ladayhi khubra
Turkish
Iste Zülkarneyn'in kudret ve saltanati böyleydi. Ve biz onun yaninda olan her
seyi bilgimizle kusatmistik.
|
Ayah 18:92 الأية
ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا
Thumma atbaAAa sababa
Turkish
Sonra yine bir yol tuttu.
|
Ayah 18:93 الأية
حَتَّىٰ إِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِن دُونِهِمَا قَوْمًا لَّا
يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلًا
Hatta itha balaghabayna assaddayni wajada min doonihima qawman layakadoona
yafqahoona qawla
Turkish
Nihayet iki dag arasina ulastiginda onlarin önünde, hemen hiç söz anlamayan bir
kavim bulmustu.
|
Ayah 18:94 الأية
قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي
الْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلَىٰ أَن تَجْعَلَ بَيْنَنَا
وَبَيْنَهُمْ سَدًّا
Qaloo ya tha alqarnayniinna ya/jooja wama/jooja mufsidoona fee al-ardi
fahalnajAAalu laka kharjan AAala an tajAAala baynanawabaynahum sadda
Turkish
Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde fesat çikariyorlar. Onun
için, bizimle onlar arasinda bir sed yapman sartiyla sana bir vergi versek olur
mu?"
|
Ayah 18:95 الأية
قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ
بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا
Qala ma makkannee feehi rabbeekhayrun faaAAeenoonee biquwwatin ajAAal baynakum
wabaynahum radma
Turkish
Dedi ki: "Rabbimin bana vermis oldugu servet ve saltanat, sizin vereceginiz
seyden daha hayirlidir. Bana maddî yardimda bulunun da sizinle onlarin arasina
en saglam seddi yapayim.
|
Ayah 18:96 الأية
آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ ۖ حَتَّىٰ إِذَا سَاوَىٰ بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ
انفُخُوا ۖ حَتَّىٰ إِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ آتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا
Atoonee zubara alhadeedi hattaitha sawa bayna asadafayni qalaonfukhoo hatta itha
jaAAalahu naran qalaatoonee ofrigh AAalayhi qitra
Turkish
"Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dagin iki ucunu denklestirdigi vakit:
"Ates yakip körükleyin" dedi. Demiri bir ates koru haline getirince. "Bana
erimis bakir getirin üzerine dökeyim" dedi.
|
Ayah 18:97 الأية
فَمَا اسْطَاعُوا أَن يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا
Fama istaAAoo an yathharoohuwama istataAAoo lahu naqba
Turkish
Artik Ye'cuc ve Me'cuc bu seti ne asabildiler ne de delebildiler.
|
Ayah 18:98 الأية
قَالَ هَٰذَا رَحْمَةٌ مِّن رَّبِّي ۖ فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ رَبِّي جَعَلَهُ
دَكَّاءَ ۖ وَكَانَ وَعْدُ رَبِّي حَقًّا
Qala hatha rahmatun minrabbee fa-itha jaa waAAdu rabbee jaAAalahu dakkaawakana
waAAdu rabbee haqqa
Turkish
Zülkarneyn dedi ki: "Bu Rabbimin bir lütfudur. Rabbimin vaadi geldigi vakit de
onu dümdüz yapacaktir. Rabbimin vaadi de haktir.
|
Ayah 18:99 الأية
وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِي بَعْضٍ ۖ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ
فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًا
Watarakna baAAdahum yawma-ithinyamooju fee baAAdin wanufikha fee
assoorifajamaAAnahum jamAAa
Turkish
Biz o gün (kiyamet günü) onlari birakivermisizdir. Dalgalar halinde birbirlerine
girerler, Sûr'a da üfürülmüstür. Böylece onlarin hepsini bir araya
toplamisizdir.
|
Ayah 18:100 الأية
وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِّلْكَافِرِينَ عَرْضًا
WaAAaradna jahannama yawma-ithinlilkafireena AAarda
Turkish
Ve cehennemi o gün kfirlere öyle bir gösterecegiz ki!
|
Ayah 18:101 الأية
الَّذِينَ كَانَتْ أَعْيُنُهُمْ فِي غِطَاءٍ عَن ذِكْرِي وَكَانُوا لَا
يَسْتَطِيعُونَ سَمْعًا
Allatheena kanat aAAyunuhumfee ghita-in AAan thikree wakanoo layastateeAAoona
samAAa
Turkish
Onlar ki, beni hatirlatan yetlerimden gözleri bir örtü içindeydi. Isitmeye de
tahammül edemiyorlardi.
|
Ayah 18:102 الأية
أَفَحَسِبَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَن يَتَّخِذُوا عِبَادِي مِن دُونِي أَوْلِيَاءَ ۚ
إِنَّا أَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ نُزُلًا
Afahasiba allatheena kafarooan yattakhithoo AAibadee min doonee awliyaainna
aAAtadna jahannama lilkafireena nuzula
Turkish
O kfirler, beni birakip da kullarimi dostlar edineceklerini mi sandilar?
Dogrusu biz cehennemi o kfirlere bir konukluk olarak hazirladik.
|
Ayah 18:103 الأية
قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُم بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالًا
Qul hal nunabbi-okum bil-akhsareenaaAAmala
Turkish
De ki: Amelleri en çok bosa gidenleri size bildirelim mi?
|
Ayah 18:104 الأية
الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ
أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا
Allatheena dalla saAAyuhumfee alhayati addunya wahum yahsaboonaannahum
yuhsinoona sunAAa
Turkish
Onlarin dünya hayatinda çalismalari bosa gitmistir. Oysa onlar güzel isler
yaptiklarini saniyorlardi.
|
Ayah 18:105 الأية
أُولَٰئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَائِهِ فَحَبِطَتْ
أَعْمَالُهُمْ فَلَا نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَزْنًا
Ola-ika allatheena kafaroobi-ayati rabbihim waliqa-ihi fahabitataAAmaluhum fala
nuqeemu lahum yawma alqiyamatiwazna
Turkish
Iste onlar, Rabblerinin yetlerini ve O'nun huzuruna çikacaklarini inkr
etmislerdir de bu yüzden iyilik altinda yaptiklari bütün amelleri bosa
gitmistir. Artik kiyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayiz.
|
Ayah 18:106 الأية
ذَٰلِكَ جَزَاؤُهُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُوا آيَاتِي وَرُسُلِي
هُزُوًا
Thalika jazaohum jahannamubima kafaroo wattakhathoo ayateewarusulee huzuwa
Turkish
Iste böyle, onlarin cezalari cehennemdir. Çünkü inkr etmisler ve benim
yetlerimi, peygamberlerimi alaya almislardir.
|
Ayah 18:107 الأية
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ
الْفِرْدَوْسِ نُزُلًا
Inna allatheena amanoowaAAamiloo assalihati kanat lahumjannatu alfirdawsi nuzula
Turkish
Iman edip salih ameller isleyenlere gelince, onlar için Firdevs cennetleri konak
olmustur.
|
Ayah 18:108 الأية
خَالِدِينَ فِيهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلًا
Khalideena feeha layabghoona AAanha hiwala
Turkish
Içlerinde ebedî olarak kalacaklar, oradan hiç ayrilmak istemeyeceklerdir. Bu
hatirlatma ve uyarmayi yeterli görmeyip de daha fazla açiklama isteyenlere karsi
ey Muhammed!
|
Ayah 18:109 الأية
قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ
أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا
Qul law kana albahru midadanlikalimati rabbee lanafida albahru qabla an
tanfadakalimatu rabbee walaw ji/na bimithlihi madada
Turkish
Deki: "Eger Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri
tükenmeden önce, deniz muhakkak tükenecekti, bir mislini daha yardimci getirsek
bile."
|
Ayah 18:110 الأية
قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَىٰ إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَٰهُكُمْ
إِلَٰهٌ وَاحِدٌ ۖ فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا
صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا
Qul innama ana basharunmithlukum yooha ilayya annama ilahukum ilahunwahidun
faman kana yarjoo liqaa rabbihifalyaAAmal AAamalan salihan wala
yushrikbiAAibadati rabbihi ahada
Turkish
De ki: "Ben de sizin gibi ancak bir beserim. Ne var ki, bana ilhinizin ancak
bir ilh oldugu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavusmayi arzu ederse
iyi amel islesin ve Rabbine yaptigi ibadete hiç kimseyi ortak etmesin."
|
©
EsinIslam.Com Designed & produced by The Awqaf London. Please pray for us
|